Share this content on Facebook!

Sponsor Links

Archive
2016 (1)
 August (1)
2013 (2)
 May (2)
2012 (6)
 December (1)
 October (1)
 June (1)
 April (1)
 March (2)
2011 (1)
 February (1)
2010 (10)
 December (1)
 October (1)
 June (1)
 March (2)
 February (2)
 January (3)
2009 (14)
 December (4)
 November (3)
 October (7)




Search

ATATÜRK KÖŞESİ

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN HAYATI, ESERLERİ DETAYLI BİLGİ İÇİN: http://www.tsk.tr/anitkabir/hayati.html

BÜLENT ECEVİT KÖŞESİ
BÜLENT ECEVİT'İN HAYAT HİKAYESİ, ESERLERİ

DUYURULAR
TÜRK TARİHİ VE ATATÜRK KONULARINDA ÇALIŞMALAR YAPAN SİNAN MEYDAN'IN SON KİTABI AKL-I KEMAL İKİ CİLT HALİNDE İNKILÂP KİTAPEVİNDEN ÇIKMIŞTIR. SİNAN MEYDAN BU KİTAPLARINDA ATATÜRK'ÜN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ ÇAĞDAŞ MEDENİYETLER SEVİYESİNE ÇIKARACAK PROJELERİNİ ANLATMAKTADIR. ÇOK YAKINDA BU İKİ CİLDİN DEVAMI OLAN ÜÇÜNCÜVE DÖRDÜNDÜ CİLTLER DE PİYASAYA SUNULACAKTIR.

SÜPER TEKLİFE ÜYE OL SEN DE KAZAN
SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan! http://www.superteklif.com/SuperUye/SuperUyeFormu.aspx?bid=30341076-5327-4f30-8c52-b3881281206e

ÖZGEÇMİŞ
Armağan Üreten, 17 Mayıs 1976'da İstanbul'da doğdu. Liseyi Fatih Ticaret Meslek Lisesi Muhasebe Bölümü'nden mezun olduktan sonra uzaktan eğitim yapan Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden 1997 yılında mezun oldu. 1999-2000 yılları arasında vatani görevini Muş ilinde tamamlayan Armağan Üreten, Yeditepe Üniversitesi İngilizce İşletme Yüksek Lisansı İşletme Finansmanı Ana Bilimdalı'ndan "Restructuring of the Turkish Pharmacuetical Industry by Merger and Acquisitions" isimli teziyle mezun oldu. 2004 yılında Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olmak amacıyla başladığı SMMM Stajını başarıyla tamamlayarak 2006 sonunda SMMM ruhsatını almaya hak kazandı. 2009 yılında siyasete atılan Armağan Üreten, aynı yıl yapılan yerel seçimlerde Demokratik Sol Parti Fatih İlçe Başkanlığı tarafından Fatih Belediyesi Belediye Meclisi Üyeliğine aday gösterildi Halen DSP'de üyeliği devam etmektedir. İlk iş deneyimini ticaret lisesinde okurken muhasebe stajı yaparak yaşayan Üreten, 15 Nisan 2010 yılından itibaren Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi Bütçe ve Mali İşler Departmanında görev almaktadır. Siaysetin yanında özellikle de Türk Tarihi ile yakından ilgilenmekte olan ve ayda bir kitap okumayı kendine hedef seçen Üreten, okuduğu kitaplardan derlediği konuları, siyasette edindiği tecrübeleri, katıldığı seminer, toplantı vb yerlerde aldığı bazı bilgileri paylaşabilmek için 2009 yılının Ekim ayından itibaren bu sitede yazılar yazmaya başlamıştır. Yazıları genellikle, Demokratik Sol Kültür ve Kurutuluş Savaşı ile ilgili olan Üreten'in ayrıca kamuoyunu yakından ilgilendiren bazı konularda da yazıları yayımlanmıştır. Armağan Üreten bekâr olup, İngilizce bilmektedir

4 Jun 2010

Vergi önemli bir konudur. Önümüzdeki bir kaç makalede Kazancı tespit ederken dikkat edilecek unsurlara değineceğiz. 

Gelir, basit olarak kişilerin alım gücünde meydana gelen artış olarak kabul edilebilir. Bu şekilde tanımlanan gelir, üretim faktörlerinin bir getirisi olabileceği gibi, kişilerin servet unsurlarında meydana gelebilecek değer artışları veya çeşitli transferler yoluyla da oluşabilir.
Gelir, ekonomik ve bilimsel olarak yukarıdaki şekilde tarif edilmesine rağmen vergi hukuku ve uygulamaları açısından ayrıca tanımlanmasına gerek vardır. Gelirin vergi hukuku ve uygulamaları açısından tanımlanması, hangi gelirlerin vergileneceğinin belirlenmesi amacıyla iki teori geliştirilmiştir (1). Bu teoriler, kaynak teorisi ve net artış teorisidir.
Kaynak teorisine göre gelir; kişilerin sahip oldukları üretim faktörlerini üretim sürecine sokmaları karşılığında elde ettikleri değerlerdir. Teoriye göre, ekonomik olarak  kişilerin alım gücünde artış yaratan bazı değerler vergi hukuku açısından gelir sayılmamakta, gelir tanımı kapsamı için belirli bir kaynağa bağlılık ve süreklilik unsurları aranmaktadır. Bu özelliği ile bazı gelir unsurları vergilendirilecek gelir olarak kabul edilmemektedir.
Net artış teorisinde ise gelir, belirli bir dönemde yapılan tüketim ve net servette meydana gelen artış veya azalışın toplamını ifade eder. Bu teoride, kaynak teorisinden farklı olarak vergileme açısından gelirin üretim faktörlerinin getirisi olmasının belirli bir kaynağa bağlılığın ve sürekliliğin önemi bulunmaktadır (2).
Tarihsel boyut içersinde baktığımız zaman bireylerin bir araya gelmeleri, toplumları ve toplumlarda devletleri oluşturmuştur. Modern devletlerde, devlet asli görevlerini yerine getirirken toplumu oluşturan bireyler de bu harcamalara ödedikleri vergiler ile katkıda bulunurlar.
Ekonomik yaşamda kişilerin bir araya gelerek oluşturdukları iş birlikteliklerindeki faaliyetler sonucu elde edilen gelirlerde vergi mevzuatı açısından incelemeye tabi tutulur. Türk vergi mevzuatı açısından incelendiğinde mevzuatımız geliri yedi ana başlık altında tanımlayarak gelirin unsurlarını belirtmiştir.
Gelir Vergisi Kanununda birinci madde gelirin tanımını yaparken, ikinci madde gelirin unsurlarını belirtmiştir. Buna göre gelir vergisinin konusu; gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır (3). Gelirin unsurları ise:
1. Ticari kazançlar,
2. Zirai kazançlar,
3. Ücretler,
4. Serbest meslek kazançları,
5. Gayrimenkul sermaye iratları,
6. Menkul sermaye iratları,
7. Diğer kazanç ve iratlar.

Bu konuda aksine hüküm olmadıkça, yukarıda sayılı kazanç ve iratlar gelirin tespitinde gerçek ve safi tutarları ile nazara alınır.
Kurumlar Vergisi Kanunun birinci maddesinde ise verginin konusu belirtilerek şöyle denilmektedir (4).
Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tabidir:
1. Sermaye şirketleri,
2. Kooperatifler,
3. İktisadi Kamu Kuruluşları,
4. Dernek veya vakıflara ait iktisadi işletmeler,
5. İş ortaklıkları.

Kurum kazancı gelir vergisinin konusuna giren unsurlardan oluşur:
KVK’nun ikinci maddesinde kurumlar vergisinin mükellefleri sayılmıştır. İkinci maddenin birinci fıkrasında sermaye şirketleri şu şekilde tanımlanmıştır:
“Sermaye şirketleri; 29.06.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, limited ver sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile benzer nitelikteki yabancı kurumlar sermaye şirketidir. Bu kanunun uygulanmasında, Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenleme ve denetimine tabi fonlar ile bu fonlara benzer yabancı fonlar sermaye şirketi sayılır”.
1. Mükellefiyet Türleri

Kurumlar Vergisi mükellefleri tam ve dar mükellef olarak farklı vergilendirilmektedir (KVK m.3)
Tam Mükellefler: Kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilirler.
Tam Mükellef tanımında belirtilen kanuni merkez, kurumların kuruluş kanunlarında, tüzüklerinde ana statü ve sözleşmelerinde gösterilen merkezdir. “İş merkezi” ise iş bakımından işlerin fiilen toplandığı ve yönetildiği merkezdir. Mükelleflerin kanuni ve iş merkezinden herhangi birinin Türkiye’de olması kurumun tam mükellef olmasını yani Türkiye’den veya Türkiye dışından elde ettiği gelirler üzerinden vergilendirilmesini gerektirir (5).
Dar Mükellefiyet:  (KVK m.3/2) Kanunun birinci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilirler.

Armağan ÜRETEN



12 Mar 2010

Tarih boyunca topraklara hükmetmek, insanları yönetmek zorlu bir iş olmuştur. Tarihsel boyutu incelediğimizde birey olarak tek başlarına yaşayan insanlar, önce akraba olarak bir araya gelmişler ve aileyi oluşturmuşlar, oradan da genişleyerek boyları, kavimleri meydana getirerek aralarında bir dil, din ve kültür birliği yaratarak milletleri, milletler de devletleri meydana getirmişlerdir. Devletler meydana gelince de bu devletleri ve içinde yaşayan insanları yönetmek için hakanlar, krallar ve imparatorlar ortaya çıkmıştır. Bu durum da bir yönetici sınıfın oluşmasını sağlamıştır.

Peki devleti yöneten bu kişiler kimlerdir ve hangi özellikleri taşımalıdır? Başka bir deyişle, bir devlet adamında bulunması gereken nitelikler nelerdir?

Bu soruya yanıt vermeden önce isterseniz devlet nedir ve devlet adamı kimdir sorularına yanıt aramaya çalışalım:

Özellikle politika biliminin ortaya çıktığı günden itibaren bir çok düşünür çeşitli devlet tanımları yapmıştır. Bu tanımların bir bölümü ekonomik sistemleri belirlemek için yapılmışken bir bölümü de siyasal gücü elinde bulunduranlar açısından devleti ele almışlardır.

Devlet nedir sorusuna Kapani, devletin ülke, insan topluluğu ve iktidar olmak üzere üç ana unsuru bulunduğunu belirterek şöyle yanıt verir: “Devlet, belli bir ülke üzerinde yerleşmiş, zorlayıcı yetkiye sahip bir üstün iktidar tarafından yönetilen bir insan topluluğunun meydana getirdiği siyasal kuruluştur”.¹

Çam ise kurumsal örgütlenmeyi öne çıkararak devleti şu şekilde tanımlamıştır: “Devlet, kurumsallaşmış bir siyasal iktidar; kendine bağlı insanların güvenliğini sağlamak üzere kurulmuş etkin bir sosyal örgütlenme biçimi, en yüksek düzeyde ve değerleri kapsayan bir egemenliğe bağlı sivil toplumun kendi kendisinin bilincine varmasını ifade eden belirli bir toprakla sınırlı siyasal bir iktidardır”.²

Büyük Larousse’de ise devlet; “kültürel birliği olan ve kurumsallaşmış bir iktidar tarafından yönetilen bir insan grubunun sınırlarla belirlenmiş bir toprağa yerleşmesi sonucu meydana gelen siyasal toplumdur” şeklinde tanımlanmıştır.³

Yukarıdaki tanımlardan yola çıkarak devletin özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

1.      Belli bir ülke üzerinde yaşayan insanların oluşturduğu bir birliğe sahip olmak,

2.      Üstün bir iktidar tarafından yönetilmek,

3.      Kurumsal bir siyasal iktidara sahip olmak,

4.      Kültürel birliğe ulaşmak,

5.      Yüksek düzeyde değerleri kapsayan bir egemenliğe sahip olmak.

Görüldüğü üzere, devletin ortaya çıktığı ilk çağlardan beri, devlet yurttaşlarına karşı bazı sorumluluklara sahiptir. Bu sorumlulukları yine devletin çeşitli tanımlarından yararlanarak bulabiliriz. Devletin görevleri olarak da isimlendirebileceğimiz bu sorumluluklar temel olarak şunlardır:

1.      Üzerinde yaşayan insanların güvenliğinin sağlanması,

2.      Üzerinde yaşayan insanlar arasında kültürel birlik oluşturulması,

3.      İnsanlar arasında sosyal örgütlenmenin sağlanması,

4.      Toplum üzerinde egemenlik bilincinin oluşturulması.

Öte yandan çağdaş ekonomilerde iktisatçılar devletin savunma, adalet, sağlık, eğitim ve sosyal çevre vb  konularda görevleri olduğunu belirtmektedirler (4).

Cumhuriyetimizin kurucusu, devletimizin ilkelerinin belirleyicisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise “Medeni Bilgiler” isimli kitabında devletin görevlerini şöyle sıralamaktadır (5):

“Milletin kuruduğu devletin ve hükümet teşkilatının, vatandaşlara karşı mükellef olduğu vazifeleri ve selâhiyetleri ile ilgili olarak şöyle bir sıra yapılabilir:

1.      Memleket içinde asayişi ve adaleti tesis ve idame ederek, vatandaşların her nevi hürriyetlerini masun (korunmuş) bulunmak,

2.      Dış siyaset ve diğer milletlerle ilişkileri iyi idare ederek ve dahilde her nevi savunma kuvvetlerini, daima hazır bulundurarak milletin istiklâlini emin ve muhafız bulundurmak,

3.      Yollar, demiryolları vs. nafia (bayındırlık) işleri,

4.      Maarif (eğitim) işleri,

5.      Sıhhiye (sağlık) işleri,

6.      İçtimaî muavenet (sosyal güvenlik) işleri,

7.      Ziraat, ticaret, zanaate ait iktisadî işler.

Gerek devletin tanımından çıkardığımız, gerekse Atatürk’ün sözlerinden toparladığımız bu görevleri yapacak olan kişiler ise millet adına yetki almış olan devlet adamlarıdır. İlk çağlarda bu devlet adamları ağırlıklı olarak hükümdarlardan ve vezirlerden oluşurken, günümüzde siyasal çalışmaların artması ve demokratikleşme ile birlikte bu kişiler siyasi partilerin içinden çıkmaktadırlar. Ancak, adına ne derseniz deyin, ülkeyi yönetenlerin ve yönetmeye talip olanların bazı sorumlulukları olduğu ve bu sorumlulukları yerine getirmeleri sırasında “BASİRETLİ BİRER DEVLET ADAMI”  gibi davranmak zorunda oldukları unutulmamalıdır.

Örneğin, Orta Asya Türk Devletlerinde hükümdarın görevleri sadece ülkeyi yönetmek değil aynı zamanda,

1.      Ülkede asayişin sağlanması,

2.      Adil kanunların yapılması,

3.      Ekonomik bağımsızlığın sağlanıp halkın fakirlikten kurtarılması

Da devlet adamlarının görevleri arasındaydı. Örneğin Orhun Kitabelerinde:

“Aç milleti doyurmak, çıplakları giydirmek, az olan milleti çoğaltmak (Türk siyasi birliğini sağlamak)”, “gece uyumadan, gündüz oturmadan çalışmak” gibi bir çok konu hükümdarların görev ve sorumluluklarını oluşturuyordu (6).

Bir devlet adamında bulunması gereken belli başlı nitelikler için Atatürk ise şunları belirtmektedir (7):

v  Önder olacakların, her ne olursa olsun mücadeleden dönmemesi, memlekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye dek, mücadele uğrunda fedakârlığa devam edeceklerine işin başındayken karar vermeleri gerekir. Yüreklerinde bu gücü hissetmeyenlerin teşebbüse geçmemeleri elbette daha iyidir. Çünkü, bu durumda hem kendilerini ve hem de milletleri aldatmış olurlar.

v  Gerçekten de milli hakimiyet ilkesine bağlı olarak yönetilen medeni devletlerde, kabul edilmiş ve yürürlükte olan kural, milletin genel eğilimlerini en üst düzeyde temsil eden ve bu eğilimlerin bağlı bulunduğu yararları en yüksek kudret ve yetki ile gerçekleştirebilecek siyasi grubun devlet işlerini üzerine alması ve bunun sorumluluğunu en büyük liderinin omuzlarına yüklemesi ilkesinden ibarettir.

v  Uyrukları arasında değişik dinlere mensup unsurlar bulunan ve her din mensubu hakkında adaletli ve tarafsız davranmaya ve mahkemelerinde uyruklarıyla yabancılar hakkında adaleti eşit ölçülerle uygulamakla yükümlü olan bir devlet, düşünce ve vicdan özgürlüğüne saygı göstermek zorundadır.

v  Devlet idaresi işlemez olursa, kişilerin özgürlüğünü koruyacak hiçbir güç aracı kalmaz.

v  Toplumsal gelişmenin de, çürümenin de temelinde, yöneticilerin tavırları yatar.

v  Ülkenin tam bir birliğe gereksinimi vardır. Sıradan politikacılıkla ulusu parçalamak hıyanettir.

v  Ulusa efendilik yoktur. Hizmet etmek vardır. Bu ulusa hizmet eden onun efendisi olur.

v Ulusları yönetenler için ilk ve en zor görev, kişisel bencilliğe kapılmaktan kendilerini korumalarıdır.

v  Hükümetin hikmet-i mevcudiyeti memleketin asayişini milletin huzur ve rahatını temin etmektir.

v  Coğrafi vaziyetler ne olursa olsun milletler birbirlerinden bir çok rabıtlarla bağlıdırlar. Bu itibarla mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün cihan milletlerinin de huzurunu, refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine her ne kadar önem veriyorsa, bütün dünya milletlerinin de saadetine aynı derecede hizmet etmeye çalışmalıdır

Yukarıda günümüz toplumlarında devlet yönetimine yön verenlerin siyasi partiler olduğunu belirtmiştik. İşte bu noktada siyasi partiler içinden çıkan ve ülke yönetimine talip olanların da bazı özelliklere sahip olması gerekir. Metin Aydoğan’ın önder olarak isimlendirdiği devlet adamı adaylarında bulunması gereken belli başlı özellikler şunlardır (8):

“Partiler, içinden çıkardıkları deneyimli kadrolar tarafından yönetilmektedir. Bu kadrolar, yüksek ideolojik düzeye ve girişimci ruha sahip önderlerdir. Parti önderleri, ülke ve dünya koşullarını temelden kavramış, halkını tanıyan, mücadele ve örgütlenme yeteneği yüksek, en ileri unsurlardı. Halkın sorunlarını ve ülkenin koşullarını bilirler”.

Toparlayacak olursak; bir devlet adamında bulunması gereken nitelikler şöyle sıralanabilir:

1.      Bir devlet adamı her şeyden önce basiretli bir devlet adamı gibi davranmayı bilmelidir,

2.      Bir devlet adamı, ülkesinin çıkarlarını her şeyin üstünde tutmalıdır,

3.      Bir devlet adamı, ülkesinin gönenç ve huzuru için tedbirler almalıdır,

4.      Bir devlet adamı, ülkesinin dil, din ve kültür birliğini sağlayacak tedbirleri almalıdır,

5.      Bir devlet adamı, halkını tanımalı, ülke ve dünya koşullarını takip etmelidir,

6.      Bir devlet adamı, ülkesinin sosyal adalet ve sosyal güvenliğini sağlayacak tedbirleri almalıdır,

7.      Bir devlet adamı,  halkı ile iç içe olmalı ve onlarla iyi iletişim kurmalıdır,

8.      Bir devlet adamı, halkına her konuda örnek olmalıdır,

9.      Bir devlet adamı, halkına karşı hoşgörülü ve saygılı olmalıdır,

10.  Bir devlet adamı, ülkesinin temel ideolojisini kavramış ve bu yüksek ideolojiye ulaşmak için gerekli bilgi ve donanıma sahip olmalıdır.

 

Sonuç olarak, günümüzden binlerce yıl önce yaşamış ve o dönemlerdeki devlet adamlarının görev ve sorumlulukları için söylenmiş; ancak, günümüze de ışık tutan KUTADGU BİLİG de yer alan şu sözler, anlatmak istediğimiz konuyu yani devlet adamlığı sorumluluğunu özetlemektedir (9):

“Halk tok olmalı, memur ve işçilere aç mısın, tok musun diye sormalı… Elini açık tut… Bir hükümdar kuldan fakir adını kaldırmazsa nasıl hükümdar olur?

Ey hükümdar, sen önce yerine getir, sonra kendin hakkını isteyebilirsin. Bey, iyi kanun yap… Kanuna kendin riayet et ki, halk da sana riayet etsin. Bey, kudretli ol, halkı kudretli kıl, bunun için onun karnını doyurmak lazımdır”.

 

Armağan ÜRETEN-12.03.2010

 DSP Fatih Bel.Mec.Üy.Kon.Ad.

KAYNAKÇA:

1.      KAPANİ, Münci: Politika Bilimine Giriş s.37-38

2.      DEMİR, Osman: Ekonomide Devlet s.2

3.      Büyük Larousse 6.cilt s.3105

4.      DİNLER, Zeynel: Mikro Ekonomi s.12

5.      AYSAN, Mustafa: Atatürk’ün Ekonomi Politikası s.24-25

6.      IŞIK, Mehmet: Türklerin Kültür Kökenleri ve Etnik Yapısı s.42

7.      KILIÇ, Selman. Atatürk’ten İnsanlığa Yol Gösteren Sözler s.35-47

8.      AYDOĞAN, Metin: Antik Çağdan Küreselleşmeye Trük Yönetim Gelenekleri-I, Küreselleşme ve Siyasi Partiler s.123

9.      IŞIK, Mehmet: a.ge.s.42



6 Mar 2010

ATATÜRK DİYOR Kİ: Dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım..., milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim" diyemez.

8 MART EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN
Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği savaşın temsili başlangıcı, 8 Mart 1857 yılında Amerika'nın New York kentinde, tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadının düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grevler yapması olarak kabul edilmektedir.
1908 New York’ta: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan "Ekmek ve Gül" idi. Ekmek yaşama güvencesini, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.
1911: Kophenhag kararından sonra ilk kez 19 Mart ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanısıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.
Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.
Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de kadınlar baskı ve sömürü altındadır.

Kadınların eşitlik ve özgürlük istekleri Yüce Atatürk’ün devrimlerinin de başlıca konusu olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında çok önemli kazanımlar elde edilmesine rağmen, 1950’lili yıllardan sonra baskıcı kültürlerin etkisiyle, Ataerkil aile yapısı ile geleneksel kültürün kadına bakış açısı değişmediği için, daha doğrusu bu bakış açısı değiştirilmek istenmediği için, kadınlar toplumun eşit ve özgür bireyleri olamamışlardır.
2010 Türkiye’sin de tekel işçisi emekçi Türk kadınının direnişi tüm dünya emekçi kadınlarına örnek olmuş örgütlü toplumun ,örgütlü kadının gücünü bir kez daha göstermiştir.
Bu düşüncelerle çağdaş uygarlık seviyesine erişmenin, en önemli koşullarından birinin de kadınların, toplumun, eşit ve özgür bireyleri olmasından geçtiğini unutmadan, onların emeğine saygı göstererek, ırk, din, dil farkı gözetmemeksizin, tüm baskı ve sömürünün ortadan kalktığı, barış içinde yaşandığı bir Türkiye ve Dünya özlemiyle 8 Mart emekçi kadınlar gününü kutluyor.
Cumhuriyetin kurucusu ve koruyucusu olan Çağdaş Türk kadınına saygılar

Erkan ARISOY

DSP PENDİK YÖN.KUR.ÜY.