Share this content on Facebook!

Sponsor Links

Archive
2016 (1)
 August (1)
2013 (2)
 May (2)
2012 (6)
 December (1)
 October (1)
 June (1)
 April (1)
 March (2)
2011 (1)
 February (1)
2010 (10)
 December (1)
 October (1)
 June (1)
 March (2)
 February (2)
 January (3)
2009 (14)
 December (4)
 November (3)
 October (7)




Search

ATATÜRK KÖŞESİ

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN HAYATI, ESERLERİ DETAYLI BİLGİ İÇİN: http://www.tsk.tr/anitkabir/hayati.html

BÜLENT ECEVİT KÖŞESİ
BÜLENT ECEVİT'İN HAYAT HİKAYESİ, ESERLERİ

DUYURULAR
TÜRK TARİHİ VE ATATÜRK KONULARINDA ÇALIŞMALAR YAPAN SİNAN MEYDAN'IN SON KİTABI AKL-I KEMAL İKİ CİLT HALİNDE İNKILÂP KİTAPEVİNDEN ÇIKMIŞTIR. SİNAN MEYDAN BU KİTAPLARINDA ATATÜRK'ÜN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ ÇAĞDAŞ MEDENİYETLER SEVİYESİNE ÇIKARACAK PROJELERİNİ ANLATMAKTADIR. ÇOK YAKINDA BU İKİ CİLDİN DEVAMI OLAN ÜÇÜNCÜVE DÖRDÜNDÜ CİLTLER DE PİYASAYA SUNULACAKTIR.

SÜPER TEKLİFE ÜYE OL SEN DE KAZAN
SüperTeklif'e üye ol, sen de kazan! http://www.superteklif.com/SuperUye/SuperUyeFormu.aspx?bid=30341076-5327-4f30-8c52-b3881281206e

ÖZGEÇMİŞ
Armağan Üreten, 17 Mayıs 1976'da İstanbul'da doğdu. Liseyi Fatih Ticaret Meslek Lisesi Muhasebe Bölümü'nden mezun olduktan sonra uzaktan eğitim yapan Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi'nden 1997 yılında mezun oldu. 1999-2000 yılları arasında vatani görevini Muş ilinde tamamlayan Armağan Üreten, Yeditepe Üniversitesi İngilizce İşletme Yüksek Lisansı İşletme Finansmanı Ana Bilimdalı'ndan "Restructuring of the Turkish Pharmacuetical Industry by Merger and Acquisitions" isimli teziyle mezun oldu. 2004 yılında Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olmak amacıyla başladığı SMMM Stajını başarıyla tamamlayarak 2006 sonunda SMMM ruhsatını almaya hak kazandı. 2009 yılında siyasete atılan Armağan Üreten, aynı yıl yapılan yerel seçimlerde Demokratik Sol Parti Fatih İlçe Başkanlığı tarafından Fatih Belediyesi Belediye Meclisi Üyeliğine aday gösterildi Halen DSP'de üyeliği devam etmektedir. İlk iş deneyimini ticaret lisesinde okurken muhasebe stajı yaparak yaşayan Üreten, 15 Nisan 2010 yılından itibaren Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi Bütçe ve Mali İşler Departmanında görev almaktadır. Siaysetin yanında özellikle de Türk Tarihi ile yakından ilgilenmekte olan ve ayda bir kitap okumayı kendine hedef seçen Üreten, okuduğu kitaplardan derlediği konuları, siyasette edindiği tecrübeleri, katıldığı seminer, toplantı vb yerlerde aldığı bazı bilgileri paylaşabilmek için 2009 yılının Ekim ayından itibaren bu sitede yazılar yazmaya başlamıştır. Yazıları genellikle, Demokratik Sol Kültür ve Kurutuluş Savaşı ile ilgili olan Üreten'in ayrıca kamuoyunu yakından ilgilendiren bazı konularda da yazıları yayımlanmıştır. Armağan Üreten bekâr olup, İngilizce bilmektedir

7 Aug 2016

Sigorta Şirketlerinin önemli bir mali yükümlülüğü olan yangın Sigorta Vergisi (Y.S.V.) belediyeler için de bir gelir unsurudur.
Yangın Sigorta Vergisi, 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanununun 5. Bölümünün 40. maddesi ile ihdas edilmiştir.
İlgilii Kanunun 40. maddesinde "Belediye sınırları ve mücavir alanlar içindeki menkul ve gayrimenkul mallar için yapılan yangın sigortaları dolayısıyla alınan primler, Yangın Sigortası Vergisine tabidir" denmektedir.
Yangın Sigorta Vergisinin Mükellefleri, sigorta şirketleridir (m.41). Sigorta şirketleri, yangın sigorta vergisine tabi işlem yaptıklarında bu işlemden doğan vergiyi ödemekle yükümlüdür.
O halde, Yangın Sigorta Vergisinin Matrahı, yapılan sigorta muameleleri dolayısyla alınan primlerin tutarıdır. Sigorta şirketleri vergilendirme dönemi içinde iptal edilen yangın sigorta muamelelerine ait primleri, iptalin vuku bulduğu döneme ait matrahtan indirebilirler (m.42).
Yangın Sigorta Vergisinin nispeti %10 olup (m.43); ilgili vergi, takip eden ayın 20. günü akşamına kadar bir beyanname ile bağlı olunan belediyeye bildirilecek ve hesaplanan vergi aynı süre içinde bağlı olunan belediyeye ödenecektir (m.44).
Bu noktada, verginin hangi belediyeye ödeneceği sorusu akla gelebilir. Sigorta şirketinin merkezinin olduğu belediyeye mi, yoksa yangın sigortalarından doğan vergi priminin tahakkuk ettiği belediyeye mi?
Bu sorunun cevabı ise muallaktır. Kanunun 44. maddesinde " Mükellefler, bir ay içindeki vergiye tabi muamelelerini ertesi ayın 20. günü akşamına kadar bağlı bulundukları belediyeye bir beyanname ile bildirmeye ve hesaplanan vergiyi aynı sürede ödemeye mecburdurlar" denmektedir. Bu maddeden yola çıkarsak, beyannaemin sigorta şirketlerinin genel merkezlerinin bulunduğu ilin belediyesine verilmesi, ödemenin de yine bağlı bulunulan belediye yapılması gerektiği anlaşılmaktadır.
Bununla birlikte, Kanunun 40. maddesi , Yangın Sigorta Vergisi, belediye sınırları ve mücavir alanlar içindeki menkul ve gayrimenkul mallar için yapılan yangın sigortaları dolayısıyla alınan primler ifadesiyle de sigorta şirketinin merkezinin dışında yapılan bir yangın sigortasını belirtir ve buradan da verginin yangın sigortasının yapıldığı ilin veya ilçenin belediyesine ödenmesi gerektiği anlamı çıkmaktadır.
Uygulamada ise, yangın sigortalarından doğan Yangın Sigorta Vergisini oluşturan pirimler, sigorta şirketleir tarafından hesaplanarak, sigorta poliçesinin yapıldığı belediyelere ödenmektedir.
Sigorta şirketleri, örneğin Nisan 2016 dönemi için yangın sigorta primlerindne doğan Yangın Sigorta Vergisini hesaplayıp, beyannamelerini hazırlayarak takip eden ayın 20. günü akşamına kadar, örneğimizde 20 Mayıs 2016 akşamına kadar, beyannameleri belediyelere gönderirler ve çıkan tutarları belediyelerin hesaplarına yatırırlar.
Yine büyükşehir belediyesi olan illerde Yangın Sigorta Vergisi, büyükşehir belediyelerine ödenirken, büyükşehir belediyesi olmayan illerde ise Yangın Sigorta Vergisi, yangın sigortasının yapıldığı merkez il veya ilçe belediyelerine ödenmektedir.
Fakat, sigorta şirketlerinin çoğunun genel merkezlerinin İstanbul'da olduğunu düşündüğümüzde bu beyannamelerin tek tek Türkiye geneline yayılmış olan belediyelere gönderilmesinin oldukça külfetli ve masraflı olduğu aşikârdır.
Uygulamada, beyannameler takip eden ayın 20. günü akşamına kadar postaya verilmekte veya internet üzerinden tahakkuk ettirilmekte vergi tutarları da aynı gün ödenmektedir. 
Öte yandan beyannamelerin gönderilmesinde dikkat edilecek bir başka husus ise, beyanname verme süresinin son gününün hafta sonuna rastlaması halinde ne yapılacağı ile ilgilidir.
Tüm beyannamelerde; beyanname verme ve ödeme sürelerinin son günü hafta sonunua rast geldiği zaman beyanname verme ve ödeme süreleri otomatikman bir sonraki haftanın ilk iş gününe uzarken Yangın Sigorta Vergisinde bu sürenin uzamadığı ve belediyelerin böyle bir durumda usulsüzlük cezaları kestiği görülmektedir. Bu nedenle, sigorta şirketleri beyanname verme ve ödeme süreleri hafta sonuna gelen aylarda beyannamelerini en geç Cuma gününden postaya vermekte veya internet üzerinden tahakkuk ettirmekte, ödemlerini de yine en geç Cuma günü yapmaktadırlar.
Netice olarak, belediyelerin yangından korunma hizmetini daha etkili yapabilmelerini sağlamak amacıyla konulan Yangın Sigorta Vergisinin uygulamada sigorta şirketlerine ek mali yük getirdiği görülmektedir. Belediye Gelirleri Kanununun 44. maddesinde verginin bağlı olunan belediyeye ödenmesi gerektiği vurgulanırken, ugulamada ve Sayıştay incelemelerinde bu verginin yangın sigorta poliçelerinin yapıldığı belediyelere ödendiği görülmektedir.
Yine, hafta sonunu dikkate almamakta ve takip eden ilk iş günü gönderilen beyannamelere ve yapılan ödemelere usulsüzlük cezası kesmektedir.
Yapılması gereken nedir peki? Bize göre öncelikle Yangın Sigorta Vergisinin tüm belediyelere verilmesi ve ödenmesi yerine, örneğin Maliye Bakanlığı'na tek beyanname ile verilmesi, beyannnamenin arkasına eklenecek bir liste ile hangi belediyelere ne kadar vergi tahakkuk ettirildiği belirtilmelidir.
Yine ödeme tutarı Maliye Bakanlığı'na yapılmalıdır. Maliye Baklanlığı da sigorta şirketlerinden aldığı Y.S.V Beyannamesinin ekinde yer alan listede gösterilen tutarları ilgili belediyeye aktarmalıdır.
Böyle bir uygulama,
  1. Sigorta şirketlerinin posta ve kargo giderlerini azaltacak,
  2. Şirketlere ekstra zaman kazandırarak sigorta şirketlerinin tasarruf ederek kaynak yaratmasına ve yaratılan bu kaynaklar ile yeni yatırımlar yapmasına olanak sağlayacak,
  3. Verginin şeffaf bir şekilde ilgili belediyelere aktarılmasını sağlayarak belediye gelirlerinin etkin kullanımını sağlayacak,
  4. Belediyeler üzerinde, belediye gelirlerinin harcanması konusunda denetim sağlayacaktır.
Armağan Üreten
SMMM
Doğa Sigorta Mali ve İdari İşler Uzmanı
07.08.2016




20 May 2013

Ulusal Muhasebeciler Birliği (UMB) 25-26 Mayıs 2013 tarihlerinde yapılacak olan İSMMMO Seçimlerine katılıyor.

UMB'nin seçim duyurusu şöyle:

1-Bu güne kadar gerçekleştirilemeyen mesleki saygınlığımızı kazanmak için,

 

2-Angaryalara son vermek ve yeni angaryaları önlemek için,

 

3-Tahsilat sorununu çözmek ve haksız rekabete son vermek için,

 

4-Oda Yöneticiliğini meslek haline getirenlerin saltanatına son vermek için,

 

5-Odamızda meslek mensuplarımızın gerçekten söz ve karar sahibi olacağı şartları

   oluşturmak için,

 

6-Yabancı denetim tekellerinin hakimiyetine son vermek için,

 

7-Odamızın başta eğitim olmak üzere tüm faaliyetlerinin parasız ve eşit olarak sunulması için,

 

8-Yüksek üye ödentilerini makul seviyelere indirmek için,

 

9-Odamızın Ticarethane mantığı ile yönetilmesine son vermek için,

 

10-Mücadeleci ve müdahaleci  bir oda için,

 

11-Odayı yönetenlerin huzur hakkı ile geçinmesine fırsat vermemek için,

 

12-Odamızda , Ülkemizin Birliğinin ve Atatürk Cumhuriyetinin savunulmasında aktif tavır alan bir anlayışı hakim kılmak için,

 

13-Hiçbir meslek mensubunu diğerinden ayırmadan hangi görüşte olursa olsun tüm üyelere gerçekten eşit ve adil  şekilde hizmet vermek için,

İSMMMO seçimlerine katılıyoruz.

UMB'nin internet sitesi:

www.ulusalmuhasebecilerbirligi.com



4 Dec 2009

03.12.1920 tarihi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin uluslararası arenada almış olduğu ilk siyasi zaferin tarihidir. Bu zafer, Kurtuluş Savaşı'na başlayan bir avuç insanın binbir güçlükle yürüttüğü mücadelenin ilk meyvesidir. Bu meyvenin adı Gümrü Barış Antlaşması'dır.

Aradan seksen dokuz yıl geçmesine rağmen, bu antlaşma TBMM'nin imzaladığı ilk antlaşma olması sebebiyle önemini korumaktadır.

I. Dünya Savaşı'na, Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve İtalya'nın (İtalya daha sonra bu İttifaktan ayrılarak, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın yer aldığı İtilâf Devletleri'nin safına katılmıştı) oluşturmuş olduğu İttifak Devletlerinin yanında katılan Osmanlı İmparatorluğu, 30 Ekim 1918 tarihinde İtilâf Devletleri ile imzalamış olduğu Mondros Ateşkes Antlaşması ile vatan toprakları üzerindeki egemenlik haklarını kaybetmeğe başlamıştı.

Özellikle antlaşmanın yedinci maddesini bahane eden itilâf Devletleri, Osmanlı ülkesinin kalan son toprak parçalarını da işgâl etmeğe başlamışlardı. Mondros Ateşkesi'nin yedinci maddesinde şunlar yazılıydı:

"Kendi güvenliklerini sarsacak herhangi bir durumda stratejik yerleri işgâl etme hakkının bağıtlı devletlere tanınması" (Öztürk, Sevr Antlaşması s.20).

Bu maddeye dayanarak, İtilaf devletleri, Osmanlı topraklarını savaştan hemen sonra işgâl etmiş, eylemsel olarak aralarında paylaşmışlardı. İstanbul'da askeri bir yönetim kurmuşlar, Meclisi dağıtmışlar, Hükümeti, her söyleneni yerine getiren bir kukla haline getirmişlerdi. Toprak paylaşımının biçim ve miktarı, savaş içindeki gizli-açık birçok anlaşmayla önceden belirlenmişti. İstanbul Mutabakatı (Mart-Nisan 1915), Londra Anlaşması (26 Nisan 1915), Hüseyin Mc Mahon Mutabakatı (Temmuz 1915-Mart 1916), Skyes-Picot Anlaşması (6-16 Mayıs 1916), Saint Jean de Maurienne Anlaşması (18 Ağustos 1917), Balfour Deklarasyonu (2 Kasım 1917), Hogart Mesajı (Ocak 1918), Yediler Deklarasyonu (Haziran 1917), ve San Remo Konferansı (19-26 Nisan 1920)'yla, Yemen'den Balkanlar'a, Kafkasya'dan Ege Adalarına, büyük bir coğrafyada sınırlar yeniden çizilmişti (Aydoğan, Ülkeye Adanmış Bir Yaşam 1, s.269).

1916 yılında imzalanan Sykes-Picot antlaşmasına adını veren İngiliz diplomat Mark Sykes'in, parlemonto üyesi Aubrey Herbert'e yazdığı mektup, Sevr anlayışını ve Batı'nın Türkiye için beslediği duyguları içeren açıklayan bir belgedir. Sykes bu mektupta şunları söyler: "Türkiye diye bir şey, artık var olmamalı. İzmir Yunanlılara verilecektir. Antalya, İtalyan; Suriye, Adana, Güney Toroslar, Fransız; Filistin ve Mezopotamya, İngiliz, geri kalanlar İstanbul dahil, Rus bölgesi olacaktır. ayasofya'da Te Deum, Ömer camiinde bir Nunç Dimitis okutacağım. Bunu, bütün kahraman küçük uluslar şerefine Galce, Keltçe, Lehçe, Rumca ve Ermenice okutacağız" (Aydoğan a.g.e.s.269-270).

Bu düşünceler etrafında şekillenen ve 21 yüzyıldaki ekonomik işgalin adı olan Küreselleşme'nin başlangıcı sayılan emperyalist uygulama, Osmanlı İmparatorluğu üzerinde 10 Ağustos 1920'de Sevr Antlaşması'nın imzalanması ile sonuca ulaşmış gibi görünüyordu.

Sevr, bir ölüm fermanıydı. İmparatorluk tümüyle yıkılmış, Anadolu parçalanmış; Türk halkı sömürgeleştirilmiş ve köleliğe mahkum edilmişti: Kars, Erzurum dahil, ülkenin bütün doğu kısmında "Ermenistan Müstakil Cumhuriyeti" kurulmuştu (88-94.madde). Bir "Muhtar Kürt Ülkesi" bu yeni cumhuriyetin güneyinde, Fırat Nehri'nin bütün doğusundaki toprakları içine alıyordu (62-64.madde). Kilikya'yı da içine alan bir Fransız nüfuz bölgesi, Sivas'ın Kuzeyine dek uzanıyordu (Ek Protokol). Adana ve bütün çevre bölgelerle Onikiada İtalyanlara verilmişti. İtalyanlar ayrıca, Bursa'dan Kayseri'ye çekilen ve Afyonkarahisar'dan geçen hattın güneyindeki bütün Güneybatı Anadolu'yu nüfuz bölgesi olarak alıyorlardı (Ek Protokol). Yunanistan; İzmir ve Batı Anadolu'yu; Batı Trakya (Edirne ve Gelibolu dahil), ve Adaları alıyordu (84-87.madde). İstanbul, Marmara Denizi ve Çanakkale, askerden arındırılmıştı. Boğazlar, uluslararası komisyonun denetimine verilmişti. Boğazlardan geçiş savaş zamanında da serbestti (Benoist-Méchin: Mustafa Kemal, s.192).

Ancak, Sevr'i hazırlayan Avrupalı devletler uygulama kısmında Ermenileri yalnız bırakmışlar, bu amaçla askeri bir harekatâ girişmekten kaçınmışlardır. Bu durumda Sevr'i gerçekleştirmek işi Ermenistan Cumhuriyeti'ne düşmüş, hızla "Büyük Ermenistan" hayallerini gerçekleştirmek için yeniden Türk topraklarına karşı saldırya geçmişlerdir. Bu durum neticesinde 1920 yılı sonlarında Türkiye ile ermenistan arasında savaş başlamıştır. Ayrıca, TBMM 20 Eylül 1920 tarihinde "Ermenilere karşı taarruza geçmek ve Ermeni meselesini çözmek" kararını almıştır (Bacak: Hakkari'den Ermeni Meselesine Bakış s.93).

Bunun üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi, savaş için gerekli hazırlıklara başlamıştır. Ermenistan ile olan savaşı Nutuk'tan birlikte okuyalım:

"1920 sonbaharında Ermenilerin yaptığı kötülükler dayanılmaz bir kerteye geldi. Ermeniler üzerine yürümeye karar verdik. 9 Haziran 1920'de doğu bölgesinde seferberlik ilan ettik. 15. Kolordu Komutanı Kâzım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi Komutanı yaptık (Nutuk s.286).

Ermeniler, 24 Eylül 1920 sabahı Bardız cephesinden baskın biçiminde yaptıkları genel saldırı ile başarı sağladılar. Ordumuz, 28 Eylül sabahı ileri yürüyüşe geçti, Ordu, 29 Eylül'de Sarıkamış'a girdi. 30 Eylül'de Göle alındı. Ama kimi nedenler ve düşünceler dolayısıyla ordumuz 28 Ekim 1920'ye değin, bir ay, Sarıkamış-Laloğlu kesiminde kaldı (Nutuk, s.286-287).

Baylar, savaş alanında verilecek buyruğu bekleyen Doğr Ordumuz, 28 ekim 1920 günü Kars üzerine yürümeye başladı. Düşman, karşı koymaksızın Kars'ı bıraktı. 30 Ekim'de ordumuz Kars'a girdi. 7 Kasım günü birliklerimiz Arpaçayı'na dek olan bölgeyi ve Gümrü'yü ele geçirdi (Nutuk, s.288).

Ermeniler, 6 Kasım'da svaşı bırakmak ve barış yapmak için bize başvurmuşlardı. Biz de ateşkes anlaşması ile ilgili maddeleri, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla 8 Kasım'da Ermeni ordusuna bildirdik. 26 Kasım'da başlayan barış görüşmeleri 2 Aralık'ta sona erdi ve 2-3 Aralık gecesi Gümrü Antlaşması imzalandı (Nutuk, s.288)".

Gümrü Antlaşması'na göre (Gönlübol vd.: Olaylarla Türk Dış Politikası s.24):

1. 10 Ağutos 1920'de İstanbul Hükümeti'nce imzalanan Sevr Antlaşmasının Ermenistan hudutları içersinde gösterdiği bir çok Doğu vilayetleri (1878 Antlaşması ile Rusya'ya terkedilmiş olan Kars Bölgesi de dahil olmak üzere) Türkiye'ye veriliyordu.

2. Buna karşılık Türkiye işgal etmiş olduğu Gümrü'yü Ermenistan'a bırakıyordu.

3. Osmanlı, Rus ve bütün dünya istatistiklerinin ve müstakar olan sosyal durumun gösterdiği veçhile, Osmanlı hududu dahilinde Ermeni ekseriyetini havi hiçbir arazi parçası mevcut değildir,

4. Emperyalist devletlerin tahrik ve teşviki ile yaratılabilecek hareketleri önlemek için Ermeni devleti ancak iç asayişi sağlayacak kadar asker ve jandarma bulunduracak, bu husus Türk siyasi temsilcisi veya elçisi tarafından tahkik edilecektir,

5. Ermenistan Hükümetince, istenildiğinde, iç ve dış tehlikelere karşı Ankara Hükümeti silahlı yardımda bulunacaktır,

6. Ankara Hükümeti, insani ilişkilere bağlılığı nedeniyle savaş tazminatından vazgeçmiştir,

7. Ermenistan hükümeti Sevr Antlaşmasını HÜKÜMSÜZ SAYAR,

8. Taraflar biribirlerine ait eşya ve kişilerin kendi demiryollarından ve bütün yollardan geçmesine izin vereceklerdir.

Gümrü Antlaşması'nın sonuçları (Mumcu: Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi s.114):

 1. TBMM Hükümeti, doğuda düzenli bir savaş yürütmüş ve kazanmıştır,

2. O güne kadar TBMM'nin varlığını kabul etmeyen Ermenistan bu tutumunu değiştirmiştir,

3. Ermeniler, Sevr Barışını tanımadıklarını belirterek, bu Barışla kendilerine verilmek istenen TÜRK toprakları üzerindeki iddialarından vazgeçmektedirler,

4. Buna karşılık, TBMM Hükümeti bir büyüklük göstererek, eskiden Türkiye sınırları içinde yaşamış Ermenilerin diledikleri takdirde geri dönebileceklerini kabul etmekte, böylece Ermeni sorunu da bitmiş olmaktadır,

5. Gümrü Barışı ile TBMM, uluslararası alanda varlığını ilk kez kanıtlamaktadır. Ayrıca Ermenistan dilediği takdirde ona yardım edileceğinin belirtilmesi, bu Antlaşmaya ayrı bir değer vermekte, TBMM ile kurulan devletimizin varlığını daha da pekiştirmektedir.

6. Antlaşma metninde "Osmanlı Devleti" adı kesinlikle geçmemekte, TBMM'nin kurduğu devlet "Türkiye" adı ile belirtilmektedir. Tarihte bir Türk Devleti, uluslararası alanda ilk kez KENDİ ADINI kullanmaktadır,

7. Gümrü Barışı ile Doğu Cephesi kapanmış, buradaki tehlike sona ermiştir. Bu da İç Anadolu'da ayaklanmalarla, Batı'da, Yunanistan'la, Güney'de Fransızlarla çarpışan birliklerimizi ferahlatmıştır.

İlerleyen dönemlerde doğudaki durumlarda önemli değişiklik olması nedeniyle bu antlaşmanın yerine, daha sonra yapılan 16 Mart 1921 günlü Moskova Antlaşması ile 13 Kasım 1921 günlü Kars Antlaşması geçmiştir (Nutuk, s.288).

Sonuç olarak; Kurtuluş Savaşımızın ilk cephesi olan Doğu Cephesi'nde kazanılan bu savaş neticesinde imzalanan Gümrü Barış Antlaşması; sadece Ermenilere karşı kazanılmış bir savaş değildir. Bu siyasi başarı aynı zamanda dünyayı sömürerek, kendi varlıklarını dünya milletlerine kabul ettirmeye çalışan emperyalist devletlere karşı kazanılmış olan bir başarıdır. Bu savaş ve sonunda imzalanan Gümrü Barış Antlaşması ile "TAM BAĞIMSIZLIK" ilkesi ile İstiklâl Mücadelesine girişmiş Türk Milleti, kendine güvenini artırmış ve geleceğe umutla bakmağa başlamıştır. Bunun akabinde İnönü ve Sakarya zaferleri gelmiş; Büyük Taarruz başarıyla sonuçlanmış, küresel güçlerin sömürüsüne karşı yürütülen kurtuluş mücadelesi sadece Türk Milleti için değil, aynı zamanda emperyalizm altında ezilen tüm milletlere bir ışık olmuştur.

Armağan ÜRETEN

DSP Fatih Bel.Mec.Üy.Kon.Ad.

KAYNAKÇA.

1. ATATÜRK, Mustafa Kemal: NUTUK, Nurer Uğurlu'nun önsözü ile kısaltılmış baskı. Örgün yayınevi, 11. baskı, 2003,

2. AYDOĞAN, Metin: ÜLKEYE ADANMIŞ BİR YAŞAM-1, KURTULUŞ SAVAŞI ve MUSTAFA KEMAL, Umay Yayınları, 23. Baskı, Aralık 2006.

3. AYDOĞAN, Metin: A.g.e. Abdullah Kehale'den aktarım: İç İsyanlar

4. BACAK, Yahya: HAKKARİ'DEN ERMENİ MESELESİNE BAKIŞ, YÜZ YILLIK ÇÖZÜM PLANI, Gündüz Kitabevi, 2007,

5. BENOIST-MéCHIN, Jacques: MUSTAFA KEMAL BİR İMPARATORLUĞUN ÖLÜMÜ, Türkçesi: Zeki Çelikkol, Bilgi Yayınevi, 2. baskı, Aralık 1997,

6. GÖNLÜBOL, Mehmet vd.: OLAYLARLA TÜRK DIŞ POLİTİKASI 1919-1995, Siyasal Kitabevi, 9. baskı, 1996

7. MUMCU, Ahmet: ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILÂP TARİHİ-I, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları, c.1

8. ÖZTÜRK, İbrahim Sadi: SEVR ANTLAŞMASI, Tam Metin 433 Madde, Mondros ve Lozan Ekleriyle, Fark Yayınları, 1. baskı, 2007.